İngilizce’de İş Konusu Hakkında Konuşmak

Bir sohbet esnasında, özellikle yeni tanıştığımız kişilerle sohbet ederken, meslek konusu sohbetlerin vazgeçilmezlerindendir. Öncelikle karşılıklı ne iş yaptığımızı sorarız ardından bu konu üzerine biraz sohbet ederiz. Hatta alakalı mesleklerle uğraşıyorsak konuyu daha da derine indirmek isteriz.

Başlangıçta o kadar derin sohbetlere girmeseniz de en azından kısa ve öz olarak karşımızdaki kişiye ne iş yaptığımızı, nasıl bir işte çalıştığımızı anlatabiliyor olmalıyız veya karşımızdaki kişinin mesleği hakkında bir iki basit soru sorabilmeliyiz en azından.

Türkçe’de de bir kişinin mesleğini sorarken birçok farklı soru şekli kullandığımız gibi aynen İngilizce’de de farklı soru tipleri göreceğiz. Bunlardan en sık kullanılan soruları aşağıda listeleyelim.

Birinci olarak, en sık duyacağımız soru;

What do you do?

Bu soruya mesleğimizin ne olduğunu söyleyerek cevap veririz. Bu soruyu basitçe şöyle cevaplarız.

I’m a teacher.

I’m a doctor.

“Too” ve “Enough”

TOO: Çok, aşırı, haddinden fazla anlamına gelir ve verdiği anlam olumsuzdur. “Too”, yapmak istediğimiz şeyin engellendiği anlamını verir. Örnek:

The ceiling is too high. -Tavan aşırı yüksek. (Dolayısıyla dokunamıyorum.)

These shoes are too small. -Bu ayakkabılar aşırı küçük. (Dolayısıyla giyemiyorum.)

This tea is too hot. -Bu çay aşırı sıcak. (Dolayısıyla içemiyorum.)

Kullanım Yerleri:

1) too+sıfat: “Too” sıfatlardan önce gelir. Örnek:

This box is too heavy. (Bu kutu aşırı ağır.)

2) too+zarf: Zarflardan önce gelir. Örnek:

He speaks too fast. (Aşırı hızlı konuşuyor.)

3) too much/too many+isim: İsimlerle de kullanılabilir ve yine isimlerden önce gelir, fakat bu durumda “too”nun ardından sayılamayan isimler için “much”, sayılabilen isimler için ise “many” eklenir. Örnek:

There are too many meatballs in my plate. (Tabağımda çok fazla köfte var.)

Our teacher gives us too much homework. (Öğretmenimiz bize çok fazla ödev verir.)

İngilizce’de “the” ve “a/an” kullanımı

İngilizce’de ne zaman “the” ne zaman “a/an” kullanılır? İsimlerin önlerine genellikle bazı belirteçler getiririz. Bunlardan en sık karşımıza çıkanlar Articles başlığında göreceğimiz, a/an ve the kelimeleridir.

Peki, ne zaman a kullanacağız, ne zaman the kullanacağız? Başlangıçta karıştırdığımız bir konu olsa da temel olarak çok basit ayrımları vardır aslında. Şimdi bunlara kısaca bir göz atalım.

Türkçe’de tam olarak karşılığı olmayan bu kelimeler İngilizce’de isimlerin önlerine gelirler ve aynı sıfatlar gibi isimleri nitelerler. Articles konusunu iki başlığa ayıralım öncelikle.

Definite Article (belirli) = the

Indefinite Article (belirsiz) = a/an

İngilizce’de Much – Many Kullanımı

İngilizce’de, miktardan bahsederken kullandığımız birçok kelime mevcut. Konu miktar olduğundan, bu kelimeler genellikle sayılabilen/sayılamayan veya azlık/çokluk gibi kategorilerde ayrışırlar. Much ve many miktar bildiren kelimelerden ikisidir.

Peki, bu kelimelerin diğer miktar bildiren kelimelerden farkları neler ve nerede, ne anlamlarda kullanılırlar?

Her iki kelime de anlam olarak sayıca, miktarca çokluk bildiren kelimelerdir.

Evet, neden iki tane var o zaman? Çünkü bunlardan biri, much, sayılamayan isimlerle, many ise sayılabilen isimlerle kullanılırlar.

Bir diğer önemli nokta ise bu iki kelime de genellikle olumlu cümlelerde kullanılmazlar. Demek oluyor ki, bu kelimeleri olumsuz veya soru cümlelerinde kullanmamız gerekiyor. Örneklere bakalım.

I don’t have much money.

There isn’t much butter on the bread.

Are there many students in your class?

İngilizce’de ‘should/ought to/had better’ konu anlatımı

Tavsiye ve öneri vermek istediğimizde genellikle should kelimesini kullanırız. Fiilin önüne eklenen should, cümleye tavsiye, öneri anlamlarını katar. Should haricinde bu anlamda kullanılan ought to ve had better yapıları da vardır. Bu başlığımızda tüm bunların kullanım yerlerini ve varsa aralarındaki farkları öğreneceğiz.

Should ve ought to aynı anlama gelirler. Her ikisi de tavsiye anlamında kullanılır. Anlamları, ‘iyi bir fikir’ ya da daha güçlü bir anlamda ‘bunu yapman önemli’ gibi anlamlarda kullanılabilirler. Aşağıdaki örnekleri inceleyelim.

It is very cold outside, you should/ought to close the window.

Your car looks dirty, you should/ought to wash it.

Olumsuz bir cümle yapmak istediğimizde should not (shouldn’t) kelimesini kullanırız. Ought to genellikle olumsuz yapılarda kullanılmaz.

You shouldn’t go out like that, you’ve just had a shower.

Quantifiers (Miktar Belirleyiciler)

Bu yazımızda miktar belirleyiciler dediğimiz bazı “quantifier”lardan bahsedeceğiz. Hepsini ayrı ayrı incelemeden önce belki bir konuyu açıklığa kavuşturmak faydalı olacaktır. Bu miktar belirleyiciler hem sayılabilen hem de sayılamayan isimlerle kullanılırlar. Fakat sayılabilenlerde sadece çoğullarla kullanılır. Miktar belirleyicilere kesin rakamı bilmediğimizde ya da kesin rakam önemli olmadığında ihtiyaç duyarız.

Some: Çoğul sayılabilen isimlerle kullanıldığında “birkaç”, sayılamayanlarla kullanıldığında “biraz” anlamına gelir. Olumlu cümlelerde kullanılır, fakat olumsuz cümlelerde kullanılmazlar. Soru cümlelerinde ise sadece teklif ve talep durumlarında kullanılırlar. Örnek:

I need some money. (Biraz paraya ihtiyacım var.) -Sayılamayan

She wants to buy some pineapples. (Birkaç ananas almak istiyor.) –Sayılabilen çoğul

Can I get some coffee? (Biraz kahve alabilir miyim?) -Talep

Would you like to have some cookies? (Birkaç kurabiye ister misiniz?) –Teklif

So…that – Such…that nasıl kullanılır?

Bu her iki yapı da kelimeleri niteleyen sıfatlara “çok” anlamını verir ve “that” ile de sonucu gösterilir. Türkçe’ye “öyle …ki” ya da “o kadar…ki” şeklinde çevirebiliriz. Gelin şimdi aralarındaki farklara bir göz atalım.

So…that: Öncelikle “so” arkasından sadece sıfat veya zarf alır. “that”ten sonra da sonuç cümlesini yazarız. Örnek:

The music is so loud that I cannot hear you. (Müzik sesi o kadar yüksek ki seni duyamıyorum.)

Yukarıdaki örnek sıfat ile (loud) kullanımını gösteriyor. Müzik sesinin çok yüksek olmasının sonucu ise o kişiyi duyamamam.

He speaks so quickly that nobody understands what he says. (Öyle hızlı konuşuyor ki kimse ne dediğini anlamıyor.)

Yukarıdaki örnek ise zarf ile kullanımını göstermekte. Çok hızlı konuşmasının sonucu olarak kimse onu anlamıyor.

Büyük Harf Kullanımı ve Noktalama İşaretleri

Büyük Harf Kullanımı:

Cümlenin ilk harfi hep büyük yazılır. Örnek: It’s a beautiful day.
Birinci tekil şahıs “I” her zaman büyük harfle yazılır. Örnek: Sometimes I don’t want to sleep early.
Kişi isimleri: Nicole Kidman, Bill Gates
Ünvanlar: Mr, Mrs., Ms., Dr.
Markalar ve firma isimleri: Zara, Echo Bay Technology Group
Cadde isimleri: Broadway, Oxford Street
Okul isimleri: Oxford University, Washington High School
Coğrafi yerler: Mount Everest, Lake Van, the Mediterrenean Sea, the Sahara Desert.
Şehirler, ülkeler, diller ve milliyetler: California, Turkey, French, Canadian, the Inuits
Günler, aylar, tatiller: Monday, June, Valentine’s Day (Fakat mevsimler küçük harfle yazılır: spring, autumn, fall, summer, winter)
Dersler ve bölüm adları: English, Maths, Biology, Mechanical Engineering, Aviation
Dinler: Islam, Christianity

Tanımlayan İlgi Tümceleri (Defining Relative Clauses)

Relative Clause kullanımından (ilgi zamirleri) ve genel kullanımlarından bir önceki yazımızda bahsetmiştik: İlgi Tümceleri (Relative Clauses).

İlgi Tümceleri ikiye ayrılır: Tanımlayan (Defining) ve Tanımlamayan (Non-defining). Bu yazımızda Tanımlayan İlgi Tümceleri üzerinde duracağız. Tanımlamayan İlgi Tümceleri için lütfen ilgili yazımızı okuyun.

Tanımlayan İlgi Tümceleri, peşinden gelen ismi niteler, yani hangi kişi ya da hangi şeyden bahsettiğimizle ilgili gerekli bilgiyi verir. Bu bilgi olmadan isme “hangi?” sorusunu sorduğumuzda cevap alamayız. Örnek:

The woman who is wearing a black hat is my aunt. (Siyah şapka giyen kadın benim teyzem.)

Bu cümledeki ilgi tümcemiz “who is wearing a black hat” (siyah şapka giyen), “hangi kadın?” sorusuna cevap veriyor ve “kadın”ı tanımlıyor. İlgi tümcemiz olmadan cümle yarım ve anlamsız kalır. Dolayısıyla Tanımlayan İlgi Tümceleri, cümlenin vazgeçilmez bir unsurudur.

Tanımlamayan İlgi Tümceleri (Non-Defining Relative Clauses)

8
non-defining-relative

İngilizcede Relative Clause olarak bildiğimiz ilgi tümceleri ikiye ayrılır: Tanımlayan (Defining) ve Tanımlamayan (Non-defining). Bu yazımızda Tanımlamayan İlgi Tümceleri üzerinde duracağız. Tanımlayan İlgi Tümceleri için lütfen ilgili yazımızı okuyun.

Tanımlamayan İlgi Tümceleri peşinden geldiği (zaten tanımlı olan) isim ile ilgili ekstra bilgi verir. Bu tümceyi (ekstra bilgiyi) cümleden çıkartsak da cümledeki anlam bozulmaz ve isme “hangi?” sorusunu sorduğumuzda cevabı almaya devam ederiz. Tanımlamayan ilgi tümceleri, sözlüden ziyade daha çok yazılı İngilizcede kullanılır.

Bu tip ilgi tümceleri isim ile ilgili ek bilgi verdiğinden iki cümle arasında kullanılır. Örnek:

My uncle, who got married last year, is getting divorced next week.

Amcam, ki kendisi geçen yıl evlendi, önümüzdeki hafta boşanıyor.

Geniş Zaman’da (Simple Present Tense) Sık Yapılan Hatalar

Geniş Zaman İngilizce’de öğrenilen ilk “tense” olmasına rağmen orta seviyeye gelen öğrencilerin bile bu konuda zaman zaman hata yaptıkları gözlemlenmiştir. Aşağıda Geniş Zaman kullanırken yapılan en sık hataları madde madde bulabilirsiniz:

1- “To be” fiilini (am-is-are) kullanmayın.

Geniş Zaman’da belki de en sık yapılan hatadır. Geniş zamanda cümle kurarken eğer cümlenizde bir fiiliniz zaten varsa “to be” fiilini kullanmayın.

I am like cats. – YANLIŞ

I like cats. – DOĞRU

“To be” fiilini ana fiillerle hiç mi kullanmıyoruz peki? Kullanıyoruz, ama “continuous” olan yani herhangi bir zamanda (şimdiki, geçmiş, gelecek) bir eylemin “sürekliliğini” vurgulamak istediğimizde. Dolayısıyla “to be” fiiline Present Continuous, Past Continuous gibi yapılarda ihtiyaç duyarız ve arkasından gelen fiile –ing ekleriz.

Örnek: I am going to Bodrum.

I was swimming in the pool.

2- Üçüncü tekil şahısta fiile –s takısını eklemeyi unutmayın.

İngilizce Kelime Defteri Nasıl Tutulur?

“Nasıl İngilizce kelime çalışmalıyım?” sorusunu kime sorsanız düzenli olarak kelime defteri tutmanızın çok yararlı olacağını söyleyecektir, fakat bu defterin nasıl tutulması gerektiği ile ilgili herkes farklı bir şey söylediğinden sonunda kendinizi sayfaların arasında kaybolmuş bulabilirsiniz. Öncelikle kelime defteri tutmak demek, yeni öğrendiğiniz kelimeyi ve Türkçe karşılığını yazmak demek değildir. Yapılan en büyük yanlışlardan biri de budur. Örneğin “comprehend” kelimesinin Türkçe karşılığını sözlüklerde “anlamak” olarak bulursunuz. Peki bilmediğiniz dilde konuşan birine “Seni anlamıyorum” demek istediğimizde “comprehend” kelimesini kullanabilir miyiz? Cevabı hayır. Çünkü “comprehend” konuyu kavramak bağlamında “anlamak” demektir. Dolayısıyla bağlam, birlikte kullanıldığı kelimeler, edatlar, diğer formları, pozitif-negatif çağrışımları gibi birçok faktör o kelimeyi öğrenmemize ve doğru şekilde kullanmamıza yardımcı olmaktadır.

must/have to ne zaman kullanılır?

Necessity (zorunluluk/gereklilik)
must – have to/have got to

Necessity kelimesi, gereklilik ve zorunluluk anlamına gelir. İngilizcede zorunluluk bildirmek için fiillerin önüne bu anlamda kullandığımız must ve have to kalıplarını getiririz.

I have to go now.

I must talk to Liam about the meeting.

Yukarıdaki iki cümlede de fillerin önüne gelmiş olan must ve have to fillere bir zorunluluk anlamı katmışlardır. Ancak bazen bu iki kelimeler arasında anlam olarak küçük de olsa bazı farklılıklar öne çıkar. Bunları aşağıda örneklerle anlatmaya çalışalım.

Günlük konuşmalarda have to’nun must’a oranla daha sık kullanıldığını göreceğiz.

Must genellikle have to’dan daha güçlüdür ve daha çok aciliyet veya önemli bir durum olduğunda kullanılır. Aşağıdaki örneğimizi inceleyelim.

– Where is Gemma? I have to talk to her about the weekend party. Mike isn’t coming because he has to go downtown for a job interview.

Present Perfect Tense

İngilizce’deki birkaç zamanın Türkçe karşılığı vardır. Belki birebir olmasa da çok yakındır bunlar. Örnek olarak İngilizce’de Present Simple diye isimlendirdiğimiz zaman Türkçe’deki geniş zamanın, Past Simple ise geçmiş zamanın neredeyse birebir karşılığıdır. Ancak Perfect adıyla geçen zamanları Türkçe dilbilgisinde birebir karşılayacak bir zaman yoktur. Elbette bizde de bu zamanları karşılayacak farklı kullanımlar mevcut. Bu sebeple Perfect zamanları incelerken birebir Türkçe karşılık bulmaya çalışmaktansa anlatılan durumu anlamaya çalışmak daha faydalı olacaktır.

Present Perfect Continuous

Farklı bir başlık altında Present Perfect’i incelemiştik. Bu başlığımızda ise Present Perfect’in Continuous halini anlatmaya çalışacağız.

Tüm Continuous zamanlarda olduğu gibi burada da eylem devam etmekte olan bir süreci belirtmekte. Present Perfect Continuous’u anlamak için belki de onu Present Continuous’la karşılaştırmak doğru olacaktır.

Present Continuous (şimdiki zaman) şu an gerçekleşmekte olan bir eylemden bahseder.

Tina is talking on the phone right now.

Yukarıdaki Present Continuous cümlede şu an gerçekleşmekte olan bir eylemden bahsediyoruz. Burada süreç (eylemin ne süredir devam ettiği) vurgulanmıyor. Yalnızca şu an ne olduğunu belirtiyoruz.

Present Perfect Continuous’da ise süreç bizim için önemli. Aşağıdaki örneğe bakalım.

Tina has been talking on the phone for about an hour.

Tina has been talking on the phone since 6 o’clock.

İçeriği paylaş